Paylaş

Rönesans, yani “Yeniden Doğuş” deyince aklıma, Hristiyan Dünyasının karanlıktan aydınlığa geçtiği yıllar geliyor.

1453 yılında Müslüman Türkler için en büyük Kızılelma olan İstanbul’un fethi ile bütün Müslümanlar rahata erdikten sonra…

***

Ya arkadaş! Biz ki dünyayı yönetiyorduk, bu Müslümanlar ne ara bu kadar gelişti, Beyliklerini Devlet, Devletlerini İmparatorluk yapıp, sınırlarını dibimize kadar getirip, İstanbul elimizden aldı!

İmparatorluğumuzu ve düzenimizi yerle bir ettiler!

Çağ açtı çağ kapattılar!

Bak şimdi bizi yönetiyorlar!

Hele gelin buluşalım, kafa kafaya verip konuşalım, uyuyorsak uyanalım, küskünsek barışalım, neden kaybettik araştıralım, çözüm için adımlar atalım, hatamızın adını koyup, çareler arayalım dedikleri dönem!

***

İlk iş, iliklerini sömüren, cehaletlerinden beslenen, millet çalıştığı kazandığı ile geçinemezken saraylar, katedraller, şatolar yapan, zorla veya kandırarak paralar toplayan…

Katolik- Ortodoks diye milleti birbirine düşürüp didiştiren.

Ellerinde Kendilerinden başkasının okuyup anlamasına yorum yapmasına izin vermedikleri Kutsal kitap İncil’i kullanarak…

HİÇ BİR ŞEY ÜRETMEDİKLERİ HALDE üretenlerden daha rahat bir şekilde, bir eli yağda bir eli yağda yaşayan…

Uyanan, uyuyan insanları uyandıran ve haksızlığa itiraz edenleri, Cehennem ateşi ile korkutup, Dinden Aforoz etmekle tehdit eden…

İnsanlar kendilerinden bıkıp uzaklaşmaya başladıklarında, uydurma rivayetler ile Hazreti İsa bir sohbetinde Yuhanna’ya şöyle demiş, Matta kendisinden şüphelenen Tomas’a böyle demiş diye kendi durumlarını örtbas edecek uydurma hikayeler ile milleti kandıran! Din adamlarını ve Dini kurumları sorguladılar.

***

Evet benim bildiğim Rönesans yani Hristiyan dünyanın aydınlanması böyle başladı…

İtiraz ederek!

Çünkü din bir yönetim şekli değildi, bir rejim hiç değildi, halkın idare etmek için yollanmış olamazdı!!!

Din yaşam biçimiydi.

Din vicdandı, merhametti, paylaşmaktı, affetmekti, huzurdu…

Din çok güzel bir şeydi, öyle ise insanlar “dindarlaştıkça” mutsuz ve yoksul olmamalıydı, insanlar dindarlaştıkça savaşlar çıkartmamalı, gaddarlaşmamalı, öldürmemeli!!!

Para için dünyalık için hırslanmamalıydı!

Barıştırmalı, Yaşatmalıydı!

***

Din, birilerinin birilerini yönetmesi için değil, kişinin Allah’ın tavsiyeleri ile kendi kendini yönetmesi, ailevi ve toplumsal ilişkilerini güzelleştirmesi içindi.

Din sömürü unsuru değil, sömürü düzenlerine karşı insanı ve insanlığı diri turan en güçlü savunma kalkanı idi.

En önemli göstergesi papazlara din adamlarına itaat değil, vicdan ve insancıllık idi, sadece Tanrıya ve onun öğütlerine itaat idi

Ortada bir yanlış var dediler!

İşte bunları bunları konuştular diye biliyorum.

***

Sonra Din ve Devlet işlerini Ticari ve günlük işlerini birbirinden ayırdılar.

İhmal ettikleri, üretime, bilime, sanata, okumaya önem verdiler,  demokratikleşme, yenilikçilik ve çağdaşlaşma çabaları sergilediler.

Bireysel mahareti ve yeteneği olmayan politikacıların dini sözlerle kendilerini yönetmesini, duygularını ve maddi varlıklarını sömürmesini engellediler.

Kadrolu Liderlerin seçtiklerine mecbur olup yönetilmek yerine, kendi seçtiklerinin kendilerini yönetebilmesi için yönetim şekilleri geliştirdiler.

Liderlerde tarikatlarda değil halkta karşılığı olan kişilerin ülkelerini kutsallaşmadan yönetmesi için formüller üzerinde çalıştılar.

Yani ben, Rönesans “AYDINLANMA” deyince bunları biliyorum.

***

Diyeceksiniz ki Doların ateşi nasıl düşer? Ne bileyim ben.

Ben kendi ateşimden sorumluyum, ateşim yükselince de Parol, Dolven ve ya Minoset kullanıyorum bende işe yarıyor.

Diyeceksiniz ki Dolar ile Rönesans’ın ne alakası var!

Ne yapayım, yazı ile alakası olan başlık kullanınca da kimse okumuyor, hakkınızı helal edin.

***

Bu vesile ile Cumhuriyet Bayramınızı ve Mevlid kandilinizi kutlarım.

Selam ve dua ile.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir