Paylaş

 

Biz çocukken bizim Dini bayramlarımız var dı…Annemize babamıza o zamanın zor şartlarında bin bir güçlükle aldırdığımız bayramlıklarımız yeni yepyeni  ayakkabılarımız…

Büyüklerimiz var dı! Ellerini öpmek için sıraya, bayram harçlığı kapma yarışına girdğimiz mendil almak için yarış ettiğimiz…

Şimdiler de falanca huzur evinin bir odasında bir, üç, belki de beş çocuğunun yolunu gözleyen büyüklerimiz…

Hatırları sorulmayan bir köşe de unutulan büyüklerimiz…Ve tüm bunlara sebep olan, sitemlerim…

Ve yedi kat ellerden farkı olmayan, makam mevkii sahibi olunca kendilerinin de bir gün aynı durumda olacağını hiç düşünmeden anasına babasına sahip çıkmayan sözüm ona söz de evlatlara…

Memleketlerimiz var dı!

Hasret gidermek için can attığımız yağmur sonrası buram buram toprak kokusunu içimize çektiğimiz doyduğumuz topraklara kopup  göç ettiğimiz, etmek zorunda kaldığımız burnumuzda buram buram vuslat kokan hasreti tüttüren doğduğumuz topraklar…

Paylaşmak var dı!

Çantanın Ç’ sini bilmediğimiz annemizin elimize tutuşturduğu poşetlere topladığımız, renkli şekerlerimiz, yeni yeni piyasaya çıkan  bayram çikolatalarımız…Akide şekerlerimiz…

Paylaşmak, paylaşıldıkça güzelleşen sofralarımızda var dı! Bizim…

Elde açılan ev baklavalarımız…Günler öncesinden sarılan yaprak dolmalarımız, dolmanın yanında olmazsa ikramda kusur sayılan, günler öncesinden mayalanan ev yapımı yoğurtlarımız…

Bizim luna parklarımız var dı!

Bir fazla biraz daha fazla bayram harçlığı toplayıp ilkokula yeni başlayan çocuklar gibi eğlendiğimiz dönme dolap atlı karıncalarımız..

Büyüğün büyük bilindiği saygıda kusur edilmeyen sevgide sınır tanımayan bayramlarımız…

Bizim arife günlerimiz var dı!

Sokakların cıvıl cvıl çocuk sesleri ile yankılandığı, durumu olmayan bütçesine göre daha uygun bayramlık almak için ve daha ucuzunu bulmak için akşamüstü yolunu tuttuğumuz bayram pazarlarımız…

Bir de kına var dı!

Arife gecesi yakılan bayram sabahı yıkanan ellerimize annelerimizin yaktığı kınalarımız…

Annelemizin cennet kokusu dediği kınalarımız…

Biz tanıdık tanımadık hısım akraba ayırt etmeden kapı kapı bayram gezen çocuklardık…

Şimdi kapı çalan çocuk bulursan on değil yirmi tl bir değil beş çikolata ver!

Tabii bulursan…Bulabilirsen…

Kapını çalacak bir çocuk eli…

Adetlerimiz, geleneklerimiz, göreneklerimiz bir de bayram kart postalları var dı! Edirneden Ardahana…

Zaman değişiyor, hızla değişiyor…Ve değişti biz büyüdükçe zaman da büyüdü…

Büyüdükçe kirlendi…

Teknoloji piyasaya her gün yeni, akıllı telefonlar yep yeni kot pantolon modelleri ihtiyaca göre, çeşitli markalarda araçlar, gereksinimler sürüyor…

Biz falanca marka gördük mü bir çocuğun üzerinde…Acaba babası müdür mü diye düşünürdük…

Falanca fabrikada filanca şirkette…

İnsan geçmişi özlüyor…Yaş ilerledikçe çocukluğunu daha bir özlüyor…

Ne güzel çocuklardık…

Gazoz içince mutlu olan…Misket oynayan…Akşam eve girmemek için oyunlar icat eden…

Bizim kurban bayramlarımız var dı! 

Annemizin beş, yedi, on poşet eti elimize tutuşturup, isimleri ezberimize yazdırdığı ve sıkı sıkı tembihlediği, bayram sonu ezberimizi hafızamızdan sildirdiği, kapı kapı dağıttığımız acaba hangi kapıyı unuttuk diye içimize dert ettiğimiz annemiz babamızdan yiyeceğimiz azar korkusuyla günlerini geçirdiğimiz kurban bayramlarımız…

Karşımızda kurbanlık alamayan bir babanın gözlerindeki yaşı, boynu bükük eşini, çocuklarını gördüğümüzde “Biz bu bayram kestik” demeye utanan çocuklardık biz…

Söyleyemezdik çocukda olsak gözlerindeki hüznü görürdük…Çocuk görür ve yaşı kaç olursa olsun gördüğünü unutmaz!

O zamanlar facebook, bilgisayar, henüz bizim siyah beyaz sokaklarımıza, caddelerimize, ruhumuza, beynimize, gönlümüze, aklımıza uğramamıştı…Bizi, değerlerimizi, geleneklerimizi, göeneklerimizi ele geçirmemişti…

Bayram sabahına uyanmak var dı! Yarı uykulu gözlerle…

Bütün gün gezmek çocuk olmak var dı!

İyiliklerin söylenmediği, dile gelmediği, dile getirilmesinin ayıp günah sayıldığı, dillerin lal , gönüllerin kilitli sandık olduğu yüce gönüllerimiz…

“İyilik yapar gibi görünmeyin. İyilik yapın, görünmeyin!”

Kimsenin kimseyi kendi çıkarları için kullanmadığı menfaatten, riyadan uzak gökyüzünde uçurtmaların uçuştuğu, yemyeşil çimenlere uzanıp saatlerce gökyüzünü seyrettiğimiz mavilerimiz, üzerinde yuvarlandığımız yeşillerimiz, uçan balonlarımız var dı! Bizim…

Sımsıkı tuttuğumuz uçtuğu anda yakalayamadığımız gökyüzüne doğru süzülen uçan balonlarımız…

İnsan daha bir duygusalllaşıyor, bayram yaklaşırken…

Elbette teknolojiyi takip etmek, yerinde kullanmak,  kendimize, kentimize, topluma, faydalı olabilecek yenilikleri içerisinden cımbızla çekmemiz gerekir…Biz istesek de istemesek de dünya değişiyor…

“Kurban bayramımızı en içten dileklerimle kutlar büyüklerimin ellerinden küçüklerimin gözlerinden öperim”

80 ‘llerde çocuk olmak…

Böyle bir şeydi işte…

Biz anadan babadan böyle gördük…

SAĞLIKÇILARIMIZA YAPILAN ŞİDDETE ŞİDDETİN HER TÜRLÜSÜNE HAYIR!

Türkiye’de dün bir sağlık çalışanı, bir avukatımız haince katledildi… Hem de bayrama sayılı bir kaç gün kala…

Bayramın önemi de yok aslında iki ocak söndü, İki ayrı ocağa ateş düştü…İki can toprağa karıştı…

İnsan hayatı bu kadar ucuz olamaz…Sağlıkçılarımız KORONA Günlerinde bizim için gecelerini gündüzden ayırt etmeden canları pahasına, savaş verdiler…Kendi sorunlarını, sıkıntılarını evlerinde bırakarak bizim için bizler için çetin bir savaşın içinde başrol oynadılar.

Dün onlar için alkış tutan eller bu gün silah tutuyor!

Neden? Niçin? 

Biz neden bu kadar şiddete meyilli bir toplum olduk…Bir gün de bir kaç yerde kadın cinayetleri, bir yerde doktorumuz diğer bir yerde avukatımız ya da bilmediğimiz bir yelerde neden birileri birilerinin canını hunharca katlediyor!

Yazık…Çok yazık…Bizim ellerimiz ne ara kirlendi…Hangi ara bu kadar kin nefret dolu insanlar olduk…

Ben şimdi buradan bir daha bu tür şiddet olaylarının tekrar edilmemesi dileğiyle yazsam biliyorum…Tekrar edilecek…Çünkü bir şeyi çok daha iyi biliyorum ki ben bu içten samimi dilekte bulunan ne ilk insanım ne de son olacağım…

Söyleyebileceğim…Allah rahmet eylesin yakınlarına sevdiklerine sabır dilerim…

Üzgünüm…Çok üzgünüm…

Yine de umut edelim…Umut fakirin ekmeğidir…

Bir gün…

Bir gün belki sen de güzelleşirsin dünya!

Şiddet olayları artık son bulsun…Bu son olsun olsun artık…

Olsun be gözüm olsun…

Bu son olsun…

 

DİLEK DİLA MERT

“SADECE BİR İNSAN”

 

 

 

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir