Paylaş

Son yıllarda ülkemizde çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerle birçok vatandaş ve aileleri haksız yere mağdur edilmiştir, bu durum açık bir şekilde temel hak ve özgürlüklerin ihlalidir. Kanun hükmünde kararnameler, acil durumlarda hızlı bir şekilde karar alınmasını sağlamak amacıyla kullanılan araçlardır. Fakat, Türkiye’de son yıllarda çıkarılan kanun hükmünde kararnameler, demokratik hak ve özgürlükleri kısıtlayan, adaleti zedeleyen ve hukukun üstünlüğünü ihlal eden kararlar içermektedir. Bu kararnamelerle binlerce kişi işlerinden ihraç edilmiş, kamu görevlerinden uzaklaştırılmış, eğitim ve sağlık haklarından mahrum bırakılmıştır. Hatta KHK’lar öyle bir hal almış ki 2 Temmuz Sivas katliamının faili bir kişi gece yarısı yayınlanan bir KHK ile serbest bırakılmıştır. Kanun hükmünde kararnamelerle mağdur edilen vatandaşlar ve aileleri arasında öğretmenler, akademisyenler, gazeteciler, sağlık çalışanları, kamu görevlileri, Hakimler, savcılar ve birçok farklı meslek grubundan insanlar bulunmaktadır. Bu kişilerin bazıları sadece mesleklerini icra ederken temel hak ve özgürlüklerini doğrultusunda eleştiri hakkını kullanmış veya demokratik haklarını savunmuş olmaları nedeniyle haksız yere cezalandırılmışlardır. Kanun hükmünde kararnamelerle mağdur edilenlerin aileleri de bu süreçten olumsuz etkilenmiştir. Değerli arkadaşlar işinden, gelirinden ve haklarından mahrum kalan bir bireyin başta çocukları olmak üzere tüm ailesi de bu durumdan etkilenir. Bugün ülkemizde yüzlerce aile ekonomik zorluklarla baş etmek, psikolojik travmalarla mücadele etmek, gelecek endişesiyle yaşamak gibi birçok sorunla karşı karşıya kalmış ve adaletin sağlanması için mücadele etmektedir. Türkiye’de kanun hükmünde kararnamelerle mağdur edilen vatandaşlar ve ailelerinin yaşadığı sorunların çözümü için bir an evvel adım atılmalıdır. Ancak bunun içinde öncelikle, hukukun üstünlüğünün yeniden tesis edilmesi ve adaletin sağlanması için gerekli reformların yapılması gerekmektedir. Kanun hükmünde kararnamelerle suçsuz yere mağdur edilenlerin, yargı sürecinin sonunda beraat edenlerin yeniden işlerine dönmeleri, haklarının iade edilmesi ve mağduriyetlerinin giderilmesi için adil bir süreç işletilmesi zorunludur. Değerli arkadaşlar ülkemizdeki yargı sisteminin ne kadar vahim olduğunu anlamak istiyorsanız Okmeydanı Cemevi bahçesinde polis kurşunu ile vurularak öldürülen Uğur Kurt canımızın davasına bakabilirsiniz. Uğur Kurt; Cemevi’nde başından vurularak katledildi. *Savcı 26 saat sonra olay yerine geldi. *106 gün sonra olay yerinde keşif yapıldı. *Zanlı polis tutuklanmadı. 1 yıl 8 ay hapis cezası verildi. *Bu ceza da 12.100 TL para cezasına çevrildi. *AYM yeniden yargılanmasına karar verdi. Dava 1 Mart’ta yani yarın yeniden görülecek. Uğur Kurt’un öldürülmesi ve yaşanan adaletsizlikler, Türkiye’de hukukun üstünlüğü ilkesinin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha göstermiştir. Maalesef ülkemizdeki adalet karnesi bir kez daha gözler önüne serilmiştir.

Hukukun üstünlüğü, herkesin yasalar önünde eşit olduğu ve herkesin adil bir yargılanma hakkına sahip olduğu temel bir prensiptir. Ancak, Uğur Kurt davasında yaşananlar, bu prensibin ihlal edildiğini ve adaletin sağlanamadığını açık bir şekilde göstermektedir. Uğur Kurt davası, Türkiye’de yargı sisteminin bağımsız ve tarafsız olamadığı konusunda da gözler önüne sermiştir. Adaletin sağlanması ve hukukun üstünlüğünün tesis edilmesi için, bu tür vakalarda etkili bir soruşturma yapılması ve faillerin adalete teslim edilmesi bu ülkede yaşayan her bir yurttaşın devleti bir güvence olarak görmesini sağlar. Aksi halde, toplumda adalet duygusu zedelenir ve güven kaybolur. Bu ülkede insanlar adalet için, hak için devlete sığınan halkın devlete, yargıya, hukuka güveninin karşılığı bu mudur? Buradan tüm canlarımızı 1 Mart Cuma günü yani yarın saat: 10.30’ da İstanbul Çağlayan Adliyesi 11. Ağır Ceza Mahkemesi’ nde Uğur KURT davasına sahip çıkmaya ve bir olmaya davet ediyorum.

Haber

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.